Warning: get_current_user() has been disabled for security reasons in /home/dengeradyo.com/httpdocs/wp-content/plugins/popup-maker/includes/pum-sdk/freemius/includes/class-fs-logger.php on line 88
Mayıs 2015 - Denge Radyo

Month: Mayıs 2015

Home / 2015 / Mayıs
Radyo denge 20. Yılında hicret gecesi etkinliğinde dinleyicileri ile buluştu

Radyo denge 20. Yılında hicret gecesi etkinliğinde dinleyicileri ile buluştu

Ankara’da 20 yıldır İslami yerel yayın yapan Radyo Denge, “Hicret Gecesi” etkinliği münasebetiyle dinleyicileri ile bir araya geldi. Altınpark ANFA B salonunda gerçekleştirilen programa ilgi büyüktü.

Mehmet Yaşar’ın Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan, sunuculuğunu Bahattin Carda’nın üstlendiği programın açılış konuşmasını Radyo Denge Müdürü Mustafa Demir yaptı. Hicret konulu sinevizyon gösterisinin ardından program sırasıyla, Şeyho Duman hocanın “Kur’an’da Hicret” konulu konuşması ve radyo programcılarından Alper Tuna’nın şiir ve besteleri ile devam etti. İlkav Çocuk Kulübünün seslendirdiği şiir ve marşlar geceye renk kattı. Ezgileri yıllardır Müslümanların dillerinden düşmeyen Grup Genç ise son olarak sahnede yerini aldı. Radyo dinleyicilerinin radyo yararına düzenlediği kermes, program boyunca katılımcılar tarafından büyük ilgi gördü.

İLKAV ve Radyo Denge Müdürü Mustafa Demir’in açılış konuşması:

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Selam Rabbimizin vahyin evrensel mesajına teslim olup, Resul’ünün güzel örnekliğine tabi olanlara. Tevhidi istikametini bozmadan, geleneksel ve modern bidat ve hurafelere savrulmayanlara… Hakkın sesine kulak verenlere…

20 yılı geride bırakmışız. Dile kolay geçen 20 yıl. Acı-tatlı hatıralar ama bir cebimiz hep şikâyetçi olmadığımız hüzünlerle dolu. Hüzün bir somurtma hali değil. Belki bir güzel tebessüm olabilir. Yüzümüzden düşürmediğimiz ve hep öyle kalmasını istediğimiz ve her şeye rağmen sözleriyle güçlendirdiğimiz tatlı bir hüzün: Tebessüm.

Dönüştürülemeyen ama gelişebilen, evcilleştirilemeyen ama ehilleşebilen, sabitelerimizi esnetmeden, hakka ve hakikate olan bağlılık ve ahdimizle, yılgınlığa düşmeden, yeise kapılmadan, doğruların yanında ve arkasında durarak, savunma psikolojisiyle değil ifade edebilme erdemi ve cesaretiyle hareket ederek ve doğruyu doğruya yaraşır bir üslupla günümüze taşıyarak ve sizlere aktararak bugünlere gelebilmenin haklı onuruyla doluyuz.

Dayatmalara, baskılara, açılan dava ve soruşturmalara takılmadan, anlayıştan yoksun zihinlere, resmi çerçevelerle kuşatılmış bakışlara aldırmadan, Bize BİZ diyebilmek için gerekli olan bütün argümanların anlamlarına sahip çıkıp ortaya koyarak ve Tevhid’in vazgeçilmezliği, Kur’an-ı Kerim ve Allah Rasulü’nün birleştiriciliği haricinde hiçbir değeri temel kabul etmeyerek başladık, sürdürdük ve hep öyle kalabilme azmiyle devam edeceğiz.

Takdir edersiniz ki sırtını hakikat haricinde bir yerlere dayamamanın oluşturduğu zorluklar katlanılabilir ama destek gerektiren bir hal olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu anlamda sizlerle kopmaz, koparılamaz bir bağ ile kenetlendiğimizi düşünüyoruz. Ortak bir anlayışı geliştirebilecek, aynı derdin potasında eriyebilecek ve bu taşın altına ellerimizi beraber koyabilecek nitelikteyiz.

Bu ağır sorumluluğun altında bizi yalnız bırakmadınız ve bırakmayacağınıza inanıyoruz. Bunu iyi biliyoruz. Çünkü bir aileyiz ve aynı vücudun azalarıyız aslında. Biz bu vücutta dil görevini üstlenmişsek siz de el siniz mutlaka. Bu vücudun herhangi bir azası, bir diğerinden daha az öneme sahip değil. Bu organizmada, vahyin şekillendirdiği akıl ve kalp önderliğinde, azalar üzerine düşen birincil işlevini yapmakla mükelleftir ve sürekli birbirleriyle irtibatı koparmadan ortak bir eylem geliştirmek durumundadırlar. Bu çerçevede salih amel bu şekilde vücut bulabilir ve bulmalıdır.

Öyleyse elimizi uzatalım. Adımlarımızı hızlandıralım. Gözlerimizi aynı noktaya odaklayalım. Birbirimizi görür olalım. Duyar olalım. Haberdar olalım biz den. Biz’e zaman ayıralım. Biz’i daha iyiye taşıyabilmek gibi bir idealden vazgeçersek bencilliklerin önünü açmış oluruz ki; bu Biz’i yok etmek için düşmana dahi gerek kalmadığına açık bir işarettir.

Radyo Denge 20 yılı geride bırakırken, tek başına yalnız değildi. Öncelikle siz sevgili dostlarımız, kardeşlerimiz ve sizlerin öneri, tenkid ve geliştirici yaklaşımlarınız bizleri tüm samimiyetimizle söylüyoruz ki fazlasıyla memnun etti. Bu anlamda Allah sizlerden razı olsun.

20 yıldır acı tatlı günlerimizde bizlerden desteğini esirgemeyen ve bizlere maddi ve manevi her alanda ufuk açan, bizi yalnız bırakmayan İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı-İLKAV’ın değerli başkanı Mehmet PAMAK ve yönetim kurulu üyelerimize tüm kalbimizle şükranlarımızı sunarız.

Bu bağlamda 20 yıldır tavizsiz tutumunu sürdüren, piyasalaşmayan, ticarileşmeyen ve tevhidi mesajı anlatma gayreti içinde olan amatör ruhu hiçbir zaman terketmemiş Denge Radyo, malumlarınız olduğu üzere kuruluşundan beri maddi imkansızlıklarla başetmeye de devam ediyor. Laubalilikten uzak, malayani programlara yer vermeden, reklam ve müziklerde seçicilik düsturları ile diğer benzer radyolardan da ayrılmaktayız. Bizim gücümüz önce Rabbimiz ve ardından siz değerli dinleyicilerimizden gelmektedir. Radyomuzun daha kaliteli yayın ve program yapabilmesi, bu paylaştığımız misyonu sürdürebilmesi için siz değerli dinleyicilerimizin radyoyu sadece dinlemekten öte, sorumluluk bilinci ile, bu misyonun parçası olmaya, pasif iyilikten aktif iyiliğe dahil olmaya, katkılarınızı artırmaya çağırıyoruz. Allah’a kulluk çerçevesi içersinde hürriyetleri dengeleyen sevgili özgür yürekli insanlar; Sesimizin Bir Buluşma Yeri Olmasını istemez misiniz? Öyleyse beklemeyin…

 

Selam, Sevgi, Saygı ve Dualarımızla DENGE’DE KALIN.

 

Şeyho Duman hocamızın programda yapmış olduğu konuşmanın özeti:

 

RABBİMİZİN SELAMI İLE SİZLERİ SELAMLIYORUM.

HOŞ GELDİNİZ.

 

Sıkıntılar içinde bir hayat sürdürmüş olan o Rasul’ün yolundan gitmeye karar vermiş bulunmaktayız. Bu sıkıntılarla yarın karşılaştığımızda katlanmaya razı olmuş bulunmaktayız.

Yarın onunla olma şerefine nail olabilmek için fiillerimiz ve amellerimizle bunu ortaya koymak, ispatlamak ve farkında olmak zorundayız.

Rasul’ün hicreti basit bir olay değildir. O’nun nasıl sıkıntılar çektiğini, düşmanlarının kendisine ve iman edenlere zarar vermemeleri için nelere başvurduğunu hayatına baktığımızda daha iyi anlamış oluyoruz.

Allah Teala’nın O’nun için “sizin için onda güzel örnekler vardır” dediği Rasul’ün yolundan gitmek için buradasınız. İnşaallah bu yolu tertemiz yaşamak ve takip etmek bahtiyarlığını yaşayacağız.

Kardeşler!

Hicret, M 622. yılında Rasul’ün mecbur bırakıldığı bir hadisedir. Hicret ederken Rasul şöyle diyordu: “Ey Ka’be! Yeryüzünde en fazla seni seviyorum. Ancak, senin sakinlerin benim burada kalmamı istemiyor. Seni terk etmek zorundayım. Ama seni hiçbir zaman başka yerlere tercih etmem.” Rasul bu sıkıntılar içinde Mekke’yi terketmek zorunda kaldı.

Medine’de davete icabet edenlerden Mekke’ye gelenlere Akabe biatlarına katıldıklarını biliriz. Bu toplantılarda tevhidi düşüncenin yayılması ve düşmanlardan nasıl korunması gündem edilirdi.

2.Akabe Biatı’nın sonunda topluluk Rasul’e Medine’ye geldiklerinde Rasul (sav) “gelirsem beni düşmanlarımdan, kadınlarınızı ve çocuklarınızı koruduğunuz gibi koruyacağınıza söz verir misiniz?” dediğinde “evet” dediler. Bunun üzerine Rasulullah (sav) 2’şer 3’er kişi olarak ashabını Mekke’den Medine’ye gönderdi. Kendisi ve Hz. Ebu Bekir Mekke’de kalıp şartların oluşmasını beklediler.

Davet genişledikçe ve iman edenlerin sayısı arttıkça düşmanları Rasulullah (S)’i öldürmek için Daru’n-Nedve’de bir araya gelerek karar aldılar. Bu sırada şöyle bir propaganda yaptılar: “Muhammed, karı ile kocanın, kardeşlerin arasına ayırarak fitne çıkartıyor ve yıllardır tapındığımız putlarımıza sövüyor.” Öldürme kararını fiiliyata geçirmek için şöyle bir plan hazırladılar: Her kabileden bir genç seçilecek ve Muhammed (S)’e birlikte sardıracaklar ve öldürecekler, kimin öldürdüğü de böylelikle tespit edilemeyecekti.

Daha sonra Allah-u Teala şu ayeti kerime ile Rasul’ünü haberdar etti: “Hani o inkâr edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır.” Enfal :30

Bu uyarının akabinde Rasulullah (S) yatağında Ali (ra)’ı bırakarak gece vakti Hz. Ebu Bekir ile yola çıktı. Suçu: “size fayda ve zarar veremeyen şu putlara niye tapıyorsunuz? Her şeye kadir olan Allah’a kulluk edin” demesiydi.

Rasul (S) Hz. Ebu Bekir ile Sevr mağarasına gitti. Ve orada üç gün kaldılar. Her kabile bütün imkanlarını kullanarak onları takibe başladı. Mağarayı kuşattıklarında Hz. Ebu Bekir korktu. Rasulullah (S) şu ayeti kerimeyi okudu Hz. Ebu Bekir’e:
“Eğer siz ona (Peygamber’e) yardım etmezseniz, (biliyorsunuz ki) inkar edenler onu iki kişiden biri olarak (Mekke’den) çıkardıkları zaman, ona bizzat Allah yardım etmişti. Hani onlar mağarada bulunuyorlardı. Hani o arkadaşına: ‘Üzülme, çünkü Allah bizimle beraber’ diyordu…” (Tevbe: 40)

Kardeşlerim!

Hicret’e tarihi bir olay olarak bakmamalıyız. Biz de yanlışlara karşı daima mücadele etmek zorundayız. Tıpkı Rasul’ün mücadelesi gibi… Biz de Rasulullah (s) gibi samimi isek, Allah (cc) bize de mutlaka yardım edecektir. Buna inanarak yolumuza devam etmek zorundayız.

İçinde yaşadığımız cahiliye toplumunun kötülüklerini ve zararlarını insanlara anlatarak İslam’ın hayatımıza hakimiyetini temin için çalışmalıyız. Bu konuda Rasul’ün mücadelesi bizim için en güzel örnektir.

Ahirete intikal ettiğimizde meleklerin “selam” diyerek övdüğü insanlar olmayı Rabbimiz bizlere nasip etsin.

Allah sizlerden razı olsun.

Allah’a emanet olun.